Sağlık - iş.net https://xn--i-1ma.net işimiz net Sun, 08 Sep 2024 23:20:33 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.7.1 https://xn--i-1ma.net/wp-content/uploads/2021/01/cropped-icon-32x32.png Sağlık - iş.net https://xn--i-1ma.net 32 32 Trigeminal Nevralji: Ağrının Yüzdeki İzleri https://xn--i-1ma.net/genel/trigeminal-nevralji-agrinin-yuzdeki-izleri/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=trigeminal-nevralji-agrinin-yuzdeki-izleri https://xn--i-1ma.net/genel/trigeminal-nevralji-agrinin-yuzdeki-izleri/#respond Sun, 08 Sep 2024 23:20:22 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169969 Trigeminal nevralji, yüze yayılan şiddetli ağrı ataklarına neden olan bir sinir sistemi rahatsızlığıdır. Bu durum, genellikle “tic douloureux” olarak da bilinir ve temel olarak beşinci kraniyal sinir olan trigeminal sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkar. Trigeminal nevralji, hayat kalitesini ciddi şekilde düşürebilen ve kronik ağrıya neden olan bir hastalıktır. Bu yazıda trigeminal nevraljinin ne olduğunu, nasıl geliştiğini, […]

The post Trigeminal Nevralji: Ağrının Yüzdeki İzleri first appeared on iş.net.

]]>
Trigeminal nevralji, yüze yayılan şiddetli ağrı ataklarına neden olan bir sinir sistemi rahatsızlığıdır. Bu durum, genellikle “tic douloureux” olarak da bilinir ve temel olarak beşinci kraniyal sinir olan trigeminal sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkar. Trigeminal nevralji, hayat kalitesini ciddi şekilde düşürebilen ve kronik ağrıya neden olan bir hastalıktır. Bu yazıda trigeminal nevraljinin ne olduğunu, nasıl geliştiğini, belirtilerini ve tedavi yöntemlerini ele alacağız.

Trigeminal Sinir Nedir?

Trigeminal sinir, beşinci kraniyal sinir olarak bilinir ve baş bölgesindeki en büyük sinirlerden biridir. İnsan vücudunda duyusal algılamayı sağlayan sinirlerin önemli bir kısmını oluşturur ve yüzün duyularını merkezi sinir sistemine iletme görevini üstlenir. Adını Latincedeki “üçüz” anlamına gelen “trigeminal” kelimesinden alır çünkü bu sinir, yüzün farklı bölgelerine yayılan üç büyük dala sahiptir. Bu dallar sayesinde trigeminal sinir, yüzün neredeyse tamamına dokunma, ağrı, sıcaklık ve basınç gibi duyusal bilgileri iletir.

Trigeminal sinir, başlıca üç ana dala ayrılır:

  1. Oftalmik Dal (V1): Bu dal, alnın, gözlerin ve burnun üst kısmının duyusal uyarılarını merkezi sinir sistemine taşır. Göz çukurundan çıkıp alnın üst kısmına ve göz çevresine doğru uzanır. Aynı zamanda burun köprüsü ve gözyaşı bezleri gibi bölgelerden gelen duyusal bilgileri de merkezi sinir sistemine iletir. Oftalmik dal, yüzün üst kısmındaki dokunma, sıcaklık ve ağrı duyularını algılar.
  2. Maksiller Dal (V2): Orta yüz bölgesinden duyusal bilgiler sağlayan bu dal, özellikle yanaklar, üst dudak, üst dişler, burun kanatları ve damak bölgesinden gelen uyarıları taşır. Maksiller dal, üst çeneyi, burun deliklerini, sinüsleri ve üst diş etlerini de içerir. Sinirin bu kısmı, yüzün orta bölgesinde dokunma hissini sağlayan en önemli yapı olarak kabul edilir.
  3. Mandibular Dal (V3): Trigeminal sinirin üçüncü ve en büyük dalı olan mandibular dal, alt çene, alt dişler, dilin ön kısmı ve çiğneme kaslarını innerve eder. Diğer iki daldan farklı olarak, mandibular dal yalnızca duyusal değil, aynı zamanda motor fonksiyonlar da sağlar. Bu dal, alt çene kaslarını kontrol eder, böylece çiğneme, konuşma ve yutma gibi işlevlerde aktif rol oynar. Aynı zamanda dilin ön kısmına duyusal bilgi iletmesiyle tat alma hissinde de kısmi bir role sahiptir.

Trigeminal Sinirin Fonksiyonları

Trigeminal sinir, yüz bölgesinde dokunma, ağrı, sıcaklık gibi duyusal bilgileri merkezi sinir sistemine taşımakla kalmaz, aynı zamanda bazı motor fonksiyonları da sağlar. Trigeminal sinirin temel fonksiyonları şu şekilde özetlenebilir:

  1. Duyusal Fonksiyonlar: Trigeminal sinir, yüzün, gözlerin, ağzın ve burun çevresinin duyusal uyarılarını algılayarak beyne iletir. Günlük hayatta karşılaşılan sıcaklık değişimleri, mekanik basınç (örneğin dokunma veya rüzgar) ve olası ağrı uyaranları bu sinir aracılığıyla algılanır. Örneğin, sıcak bir içeceğin dudaklara temas ettiğinde hissedilen sıcaklık veya soğuk havada yüzün hissettiği rahatsızlık trigeminal sinir yoluyla beyne iletilir.
  2. Ağrı İletimi: Trigeminal sinir aynı zamanda ağrı sinyallerini de taşır. Diş ağrısı, baş ağrısı, yüz travmaları veya yaralanmalardan kaynaklanan ağrı sinyalleri trigeminal sinir üzerinden beyne iletilir. Yüzün herhangi bir bölgesinde hissedilen ani ve keskin ağrıların altında trigeminal sinirden kaynaklanan bir sorun olabilir.
  3. Motor Fonksiyonlar: Trigeminal sinirin mandibular dalı, çiğneme kaslarını kontrol ederek ağız hareketlerini yönetir. Yemek yerken çiğneme hareketi, konuşma esnasında ağız hareketleri, hatta yutkunma hareketleri bu sinirin kontrolünde gerçekleşir. Ayrıca alt çenenin yukarı ve aşağı hareket etmesini sağlayan kaslar da bu sinir tarafından yönetilir.

Trigeminal Sinir Anatomisi

Trigeminal sinir, beyin sapının yan tarafındaki köprüden (pons) çıkar. Sinirin merkezi, beyin sapının üst kısmında, trigeminal ganglion adı verilen büyük bir sinir hücresi grubuna bağlanır. Bu ganglion, beyin sapının hemen yanında yer alır ve trigeminal sinirin üç ana dalının ayrıldığı bölgedir. Sinir dalları, yüzün farklı bölgelerine yayılarak duyusal ve motor işlevleri yerine getirir.

Trigeminal sinir, baş ve yüzün en karmaşık sinirlerinden biri olarak kabul edilir. Sinirin dalları, sadece yüzün yüzeyine değil, aynı zamanda burun boşluğu, sinüsler ve ağız boşluğuna da uzanır. Sinirin geniş bir alana yayılması, trigeminal nevralji gibi durumlarda ağrının neden bu kadar şiddetli ve yaygın olabileceğini açıklar.

Trigeminal Sinir ve Ağrı Mekanizması

Trigeminal sinirin temel işlevlerinden biri ağrı sinyallerini taşımaktır. Ancak, sinirde bir hasar veya baskı oluştuğunda, yanlış ağrı sinyalleri gönderilmeye başlar. Trigeminal nevralji gibi durumlarda, sinirin dışındaki miyelin tabakasında hasar meydana gelir. Bu tabaka sinir liflerinin doğru şekilde çalışmasını sağlar. Miyelin kaybı, sinirlerin birbirine karışan ve bozuk sinyaller göndermesine neden olur. Bu bozuk sinyaller, kişinin yüzünde şiddetli ve keskin ağrılar hissetmesine yol açar.

Trigeminal Sinir Hastalıkları

Trigeminal sinir, diğer sinirler gibi çeşitli hastalıklardan etkilenebilir. En yaygın hastalık trigeminal nevralji olarak bilinir. Trigeminal nevralji, trigeminal sinirin hasar görmesi veya baskı altında kalmasıyla ortaya çıkan şiddetli yüz ağrılarına neden olur. Sinir üzerinde bir tümör, damar ya da travmatik bir etki ağrıya yol açabilir. Multipl skleroz gibi merkezi sinir sistemi hastalıkları da trigeminal sinirin etkilenmesine yol açabilir.

Trigeminal nevralji dışında, sinir yaralanmaları, travmalar ya da enfeksiyonlar da trigeminal siniri etkileyebilir. Örneğin, herpes zoster (zona) enfeksiyonu, trigeminal sinirin duyusal dallarını etkileyerek ağrıya ve yüz felcine neden olabilir.

Trigeminal Sinirin Klinik Önemi

Trigeminal sinir, hem duyusal hem de motor işlevler taşıdığı için tıp dünyasında büyük öneme sahiptir. Diş hekimliği, nöroloji, beyin cerrahisi gibi birçok tıbbi alan, trigeminal sinirin işlevlerini yakından inceler. Trigeminal sinire yapılan yanlış müdahaleler ya da sinirin zarar görmesi, ciddi ağrıya, duyusal kayıplara ya da yüz hareketlerinin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle trigeminal sinir hastalıklarının tanısı ve tedavisi özenle yapılmalıdır.

Sonuç olarak, trigeminal sinir yüzün duyusal ve motor işlevlerinde kilit bir rol oynar. Sinir üzerinde oluşabilecek herhangi bir baskı ya da hasar, kişinin günlük yaşamını derinden etkileyebilecek şiddetli ağrılara yol açabilir. Trigeminal nevralji gibi hastalıkların anlaşılması, bu sinirin karmaşık yapısı ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olmakla mümkündür.

Trigeminal Nevralji Nedenleri

Trigeminal nevralji, yüz bölgesinde aniden ortaya çıkan şiddetli ağrı ataklarıyla karakterize bir hastalıktır. Bu durum genellikle trigeminal sinirin işlev bozukluğundan kaynaklanır. Hastalığın altında yatan nedenler oldukça çeşitlidir ve genellikle trigeminal sinirin zarar görmesi, tahriş olması ya da baskı altında kalmasıyla ilişkilidir. Trigeminal nevraljinin nedenlerini detaylandırarak inceleyelim:

1. Sinire Baskı Uygulayan Kan Damarları

Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni, trigeminal sinire baskı yapan kan damarlarıdır. Bu baskı, sinirin düzgün çalışmasını engelleyerek miyelin kılıfının (siniri koruyan tabaka) zarar görmesine yol açar. Bu hasar, sinirsel iletimde bozulmaya neden olur ve yanlış ağrı sinyallerinin beyne gönderilmesine yol açar. Genellikle, sinire baskı yapan damar bir arterdir. Arterin yaşla birlikte genişlemesi veya daralması sonucu sinirin üzerine daha fazla baskı uygulaması sık görülen bir durumdur. Bu basınca “vasküler kompresyon” adı verilir ve trigeminal nevraljinin ana nedenlerinden biri olarak kabul edilir.

Vasküler kompresyon genellikle beyindeki posterior fossa adı verilen bölgede meydana gelir. Buradaki damarların genişlemesi trigeminal sinire temas ederek miyelin tabakasını aşındırır ve sinirsel uyarımların yanlış algılanmasına neden olur. Özellikle trigeminal sinirin beyne giriş yaptığı bölgedeki bu baskı, yüz ağrılarının tetikleyicisi olabilir.

2. Multipl Skleroz (MS)

Multipl skleroz, merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalıktır ve trigeminal nevralji ile yakından ilişkilidir. MS, beyindeki ve omurilikteki sinir hücrelerinin etrafını saran miyelin kılıfına zarar vererek sinirlerin düzgün çalışmasını engeller. MS hastalarında, bu miyelin kaybı trigeminal siniri de etkileyebilir. Sinirlerin normal işlevini yerine getirememesi sonucunda, trigeminal nevraljiye benzer şiddetli yüz ağrıları ortaya çıkar.

MS’li bireylerde trigeminal nevralji gelişme olasılığı diğer insanlara kıyasla daha yüksektir. MS, sinirlerin işlevlerini bozarak trigeminal sinirin duyusal ve motor fonksiyonlarını etkiler. Bu hastalarda ağrılar daha yaygın olabilir ve tedavi edilmediği takdirde nörolojik işlev kayıplarına yol açabilir.

3. Tümörler

Beyin ve kafa bölgesinde gelişen tümörler de trigeminal nevraljiye neden olabilir. Özellikle trigeminal sinirin bulunduğu bölgedeki tümörler sinir üzerine baskı yaparak nevraljiye yol açabilir. Beyin sapı ya da beyinde gelişen bir tümör, trigeminal siniri sıkıştırarak miyelin tabakasının bozulmasına ve ağrı sinyallerinin yanlış iletilmesine neden olabilir.

Tümörler sadece trigeminal sinire doğrudan baskı uygulamakla kalmaz, aynı zamanda beyin çevresindeki dokularda iltihaplanmaya ve şişmelere neden olarak siniri dolaylı yoldan etkileyebilir. Tümörün büyüklüğü ve yeri, trigeminal nevraljinin şiddetini etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Daha büyük ve merkezi sinir sistemiyle daha yakın temas halinde olan tümörler, daha şiddetli ağrı ataklarına neden olabilir.

4. Kafa Travması ve Yüz Yaralanmaları

Trigeminal sinirin hasar görmesine neden olabilecek bir diğer önemli etken kafa travmasıdır. Baş veya yüz bölgesine alınan ciddi darbeler, trigeminal sinirin zedelenmesine yol açabilir. Bu durum, sinirin işlevini yitirmesine ve anormal ağrı sinyalleri göndermesine neden olabilir. Özellikle çene, yüz ve alın bölgesine alınan darbeler sinire zarar verebilir.

Ayrıca, çene cerrahisi, diş operasyonları veya kafa cerrahisi gibi işlemler sırasında trigeminal sinire istemeden zarar verilebilir. Bu tür cerrahi müdahaleler, sinir liflerinin zarar görmesine, sinirsel iletimin bozulmasına ve uzun vadede trigeminal nevraljiye yol açabilir.

5. Damar Anomalileri

Damar anomalileri, trigeminal nevraljiye yol açan başka bir faktördür. Arteriovenöz malformasyon (AVM) gibi damar anomalileri, trigeminal sinirin etrafındaki damarların anormal bir şekilde büyümesine ve sinire baskı yapmasına neden olabilir. Bu durum, trigeminal sinirin miyelin kılıfının aşınmasına ve yanlış ağrı sinyallerinin iletilmesine yol açar.

Ayrıca, beyin kanaması veya beyin damarlarının tıkanması gibi durumlar trigeminal sinirin kan akışını etkileyebilir ve sinir üzerinde baskı oluşturarak ağrıya neden olabilir. Beyindeki damarsal yapıların herhangi bir bozulması, trigeminal sinir üzerinde doğrudan ya da dolaylı bir etki yaratabilir.

6. Sinir Dejenerasyonu ve Yaşlanma

Trigeminal nevraljinin gelişme riskini artıran bir diğer faktör yaşlanmadır. Yaş ilerledikçe, sinirler ve çevresindeki dokular zayıflar. Kan damarları genişleyebilir ve bu damarların trigeminal sinire baskı yapma olasılığı artar. Yaşla birlikte miyelin kılıfı da incelir ve sinirler daha hassas hale gelir. Bu da sinirsel iletimde bozulmalara yol açarak ağrıyı tetikleyebilir.

Yaşlanma sürecinde, vücutta doğal olarak oluşan dejeneratif değişiklikler, trigeminal nevralji gibi nörolojik rahatsızlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Özellikle 50 yaş üstü bireylerde trigeminal nevralji daha sık görülür. Sinirlerin zamanla zayıflaması, ağrının daha yoğun ve uzun süreli yaşanmasına neden olabilir.

7. Enfeksiyonlar ve Enflamasyon

Trigeminal sinir, bazı enfeksiyonlar ve enflamatuar hastalıklardan da etkilenebilir. Özellikle zona (herpes zoster) virüsü, trigeminal siniri etkileyerek yüz bölgesinde şiddetli ağrılara yol açabilir. Zona enfeksiyonu sırasında, sinirlerde iltihaplanma ve sinirsel hasar meydana gelir. Bu hasar, trigeminal sinirde anormal ağrı sinyallerine neden olabilir. Zona, yüz bölgesinde şiddetli ağrıya ve döküntülere yol açarak trigeminal nevralji benzeri belirtiler ortaya çıkarabilir.

Ayrıca, sinüs enfeksiyonları ve diş enfeksiyonları gibi diğer enfeksiyonlar da trigeminal siniri etkileyebilir. Yüzdeki bu enfeksiyonlar trigeminal sinire baskı yaparak veya sinir üzerinde iltihaplanmaya neden olarak nevraljiye yol açabilir.

8. Yüksek Tansiyon

Yüksek tansiyon (hipertansiyon), trigeminal nevralji riskini artıran bir diğer önemli faktördür. Yüksek tansiyon, kan damarlarının trigeminal sinir üzerine baskı yapmasına neden olabilir. Uzun süreli yüksek tansiyon, sinir üzerindeki baskıyı artırarak sinirsel iletimin bozulmasına ve ağrı sinyallerinin anormal bir şekilde iletilmesine yol açabilir. Bu durumda, yüksek tansiyonun kontrol altına alınması, trigeminal nevraljinin şiddetini azaltmada önemli bir rol oynar.

9. Genetik Faktörler

Trigeminal nevralji nadiren genetik faktörlerle ilişkilendirilse de, bazı bireylerde ailesel yatkınlık söz konusu olabilir. Aile geçmişinde trigeminal nevralji ya da benzer nörolojik hastalıklar olan bireylerin trigeminal nevralji geliştirme riski artabilir. Bununla birlikte, trigeminal nevraljinin genetik yatkınlığa bağlı olarak gelişmesi nadir bir durumdur ve genellikle çevresel faktörler daha etkili bir rol oynar.

Trigeminal Nevralji Belirtileri

Trigeminal nevralji, ani, şiddetli yüz ağrılarıyla kendini gösteren bir hastalıktır ve bu belirtiler hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Ağrı atakları genellikle kısa süreli olsa da, yoğunluğu nedeniyle son derece rahatsız edici olabilir. Trigeminal nevralji belirtileri, hastalığın tipine, sinir üzerindeki baskının derecesine ve altta yatan nedene göre değişiklik gösterebilir. Bu bölümde trigeminal nevraljiye özgü belirtileri detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.

1. Ani ve Şiddetli Ağrılar

Trigeminal nevraljinin en belirgin özelliği, yüzde ani başlayan, elektrik çarpması benzeri şiddetli ağrılardır. Bu ağrılar genellikle yüzün bir tarafında hissedilir ve çok kısa süreli (birkaç saniye ile birkaç dakika arasında) olabilir. Ağrının şiddeti o kadar yoğundur ki, birçok hasta bu durumu “delici”, “yakıcı” veya “keskin” bir ağrı olarak tanımlar.

Ağrılar genellikle yüzde spesifik bir alanda, trigeminal sinirin dallarının yayıldığı bölgelerde hissedilir. Bu bölgeler, alın, yanak, burun çevresi, üst ve alt çene, dişler, dudaklar ve gözler olabilir. Ağrı, bu bölgelerin herhangi birinde başlayıp başka bir bölgeye yayılabilir, ancak çoğunlukla bir bölgede yoğunlaşır.

2. Tek Taraflı Yüz Ağrısı

Trigeminal nevralji ağrısı genellikle yüzün sadece bir tarafını etkiler. Bu tek taraflı ağrı, trigeminal sinirin hasar gördüğü ya da baskı altında kaldığı bölgeye bağlıdır. Sinir, yüzün her iki tarafında da bulunsa da, trigeminal nevralji vakalarının büyük bir çoğunluğunda ağrı sadece bir yanda görülür. Nadir durumlarda iki taraflı ağrı olabilir, ancak bu genellikle farklı zamanlarda ve farklı yoğunluklarda ortaya çıkar. Bu tür iki taraflı ağrı, multipl skleroz gibi nörolojik hastalıkların varlığında daha yaygın olabilir.

3. Kısa Süreli, Tekrarlayan Ağrı Atakları

Trigeminal nevralji ağrıları genellikle kısa süreli ataklar şeklinde gelir. Bir ağrı atağı birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürebilir. Bu ağrı atakları gün içerisinde birçok kez tekrarlayabilir. Bazı hastalar günde yalnızca birkaç atak geçirirken, diğerleri saatler boyunca ardı ardına gelen ağrı nöbetleri yaşayabilir.

Bu ağrılar bir anda başlayabilir ve aynı hızla kaybolur. Ancak, tekrarlayan ataklar zamanla daha sıklaşabilir ve kronik hale gelebilir. Trigeminal nevralji hastaları, ağrı atakları sırasında genellikle iş yapamaz hale gelir, çünkü ağrının şiddeti kişiyi hareketsiz bırakacak kadar güçlü olabilir.

4. Tetikleyici Faktörler

Trigeminal nevraljinin en karakteristik özelliklerinden biri, belirli tetikleyici faktörlerin ağrıyı başlatmasıdır. Yüzdeki ağrı, basit günlük aktivitelerle tetiklenebilir. Genellikle sinir uçlarını uyaran aşağıdaki hareketler ağrı ataklarını başlatabilir:

  • Konuşmak
  • Gülmek
  • Yemek yemek veya çiğnemek
  • Yüz yıkamak
  • Diş fırçalamak
  • Tıraş olmak
  • Rüzgar veya soğuk hava temas etmesi
  • Makyaj yapmak
  • Saçlara dokunmak

Bu tür tetikleyici faktörler, özellikle yüzün belirli bir bölgesine hafif bir dokunuş bile ağrı atağını başlatabilir. Ağrı, tetikleyici ile anında ortaya çıkar ve hastalar genellikle tetikleyici hareketlerden kaçınmaya çalışır. Bu da günlük yaşamda önemli kısıtlamalara neden olabilir.

5. Kronik Ağrı ve Yanma Hissi

Trigeminal nevralji vakalarının çoğunda ağrı kısa süreli ve ataklar halinde gelirken, bazı hastalar zamanla sürekli bir ağrı hissi geliştirebilir. Bu sürekli ağrı genellikle daha az şiddetlidir, ancak yine de rahatsızlık vericidir. Bu durumda ağrı daha çok yanma, sızlama veya baskı hissi şeklinde olabilir.

Bu tür kronik ağrı, genellikle tedavi edilmemiş veya uzun süre boyunca devam eden trigeminal nevralji vakalarında ortaya çıkar. Sinir üzerindeki hasar ya da baskı kronik hale geldiğinde, hastalar ağrıyı sürekli bir şekilde hissetmeye başlayabilirler.

6. Ağrının Giderek Şiddetlenmesi

Trigeminal nevralji ağrısı, zamanla daha şiddetli ve daha sık hale gelebilir. İlk başlarda sadece belirli tetikleyicilerle ortaya çıkan ağrı, zaman içinde spontane (kendiliğinden) olarak da başlayabilir. Bu süreçte ağrı ataklarının sıklığı ve şiddeti artabilir. Kronik trigeminal nevralji vakalarında, hastalar ağrıyı günlük olarak deneyimlemeye başlayabilir.

Bazı hastalar için ağrı dönemleri arasında uzun süren remisyon (ağrısız dönem) olabilir. Ancak bu dönemler genellikle zamanla kısalır ve ağrı tekrarlandığında daha şiddetli bir şekilde geri döner.

7. Yüzde Duyusal Değişiklikler

Trigeminal nevralji, bazen yüzde hafif uyuşukluk, karıncalanma veya hassasiyet gibi duyusal değişikliklere de neden olabilir. Sinir üzerindeki baskı, sadece ağrı değil, aynı zamanda yüzün bazı bölgelerinde duyusal kayıplar veya anormal hislere yol açabilir. Bu duyusal değişiklikler ağrı atakları arasında ya da ataklar sırasında fark edilebilir.

Bu durum genellikle sinirin ağır hasar görmesine bağlı olarak ortaya çıkar ve multipl skleroz gibi altta yatan bir nörolojik hastalık durumunda daha yaygın olabilir. Bazı hastalar, yüzün bir tarafında his kaybı veya yüz kaslarının zayıflaması gibi belirtiler de yaşayabilirler.

8. Psikolojik Etkiler

Trigeminal nevraljinin neden olduğu sürekli ve şiddetli ağrılar, psikolojik olarak da hastalar üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Uzun süre devam eden ağrı, depresyon, anksiyete ve stres gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Ağrının günlük yaşamı olumsuz etkilemesi ve tetikleyici faktörlerden kaçınma çabası, hastanın sosyal hayattan izole olmasına neden olabilir.

Bu tür psikolojik etkiler, trigeminal nevralji tedavi edilmezse ya da ağrının yönetimi sağlanamazsa daha da şiddetlenebilir. Kronik ağrılar ve tedavi sürecinin zorluğu, hastaların mental sağlıklarını da olumsuz etkileyebilir.

9. İlaçlara Yanıtın Değişmesi

Trigeminal nevralji tedavisinde genellikle ağrı kesici ve antikonvülzan ilaçlar kullanılır. Ancak hastalar zamanla bu ilaçlara karşı direnç geliştirebilir ve ilaçların etkisi azalabilir. Bu da ağrının kontrol edilememesine ve şiddetlenmesine neden olabilir. Bazı hastalar, ilk başlarda ilaçlarla ağrıyı kontrol altına alabilse de, zamanla ilaç dozlarını artırmak zorunda kalabilirler veya ilaçlar yetersiz kalabilir.

Trigeminal Nevralji Tanısı

Trigeminal nevraljinin tanısı, hastanın yüz ağrıları ile ilgili şikayetlerine ve tıbbi geçmişine dayanarak yapılır. Ancak bu rahatsızlık, oldukça karmaşık bir hastalık olduğu için doğru tanı konulması dikkatli bir inceleme gerektirir. Trigeminal nevraljiyi teşhis etmek için kullanılan yöntemler, diğer olası nedenleri ekarte etmek ve kesin tanıya ulaşmak amacıyla bir dizi test ve muayeneyi içerir. Ağrı tipinin doğru bir şekilde tanımlanması ve nörolojik değerlendirme, tanı sürecinde kilit rol oynar.

1. Ağrının Ayrıntılı Tanımlanması

Trigeminal nevralji tanısında ilk adım, hastanın ağrı öyküsünün dikkatlice alınmasıdır. Hastanın yüzündeki ağrının niteliği, sıklığı, süresi ve tetikleyici faktörler ayrıntılı bir şekilde sorgulanır. Trigeminal nevralji, kendine özgü belirgin ağrı özelliklerine sahip olduğu için, bu öykü tanı açısından büyük önem taşır. Doktorlar genellikle aşağıdaki sorulara odaklanır:

  • Ağrının tipi nedir? Trigeminal nevralji, genellikle yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması veya bıçak saplanması gibi keskin bir ağrı ile kendini gösterir. Bu ağrı, saniyeler süren kısa ataklar halinde gelir.
  • Ağrının süresi ve sıklığı nedir? Trigeminal nevralji, genellikle kısa süreli (birkaç saniye ile birkaç dakika arasında) ve gün içinde tekrarlayan ataklar şeklinde görülür. Bu ataklar, zamanla daha sık ve yoğun hale gelebilir.
  • Ağrıyı ne tetikler? Trigeminal nevralji, basit hareketler (yemek yemek, diş fırçalamak, konuşmak, yüz yıkamak) veya yüz bölgesine hafif dokunuşlarla tetiklenebilir. Doktorlar, ağrının bu tür tetikleyicilerle ortaya çıkıp çıkmadığını araştırır.
  • Ağrı yüzün hangi bölgesinde hissediliyor? Ağrı genellikle trigeminal sinirin bir dalının kapsadığı bölgede (alın, çene, yanak gibi) hissedilir. Ağrı tek taraflıdır ve bu, tanı için önemli bir ipucudur.

2. Fiziksel ve Nörolojik Muayene

Trigeminal nevralji tanısında doktorlar, ayrıntılı bir fiziksel ve nörolojik muayene yapar. Nörolojik muayene sırasında doktor, trigeminal sinirin işlevlerini test eder ve diğer olası nörolojik hastalıkları dışlamaya çalışır. Fiziksel muayene, yüz kaslarının normal çalışıp çalışmadığını ve herhangi bir duyusal kayıp olup olmadığını belirlemek için yapılır. Tipik olarak trigeminal nevralji hastalarında nörolojik muayenede bir sorun görülmez, çünkü hastalık çoğunlukla sinirin miyelin kılıfını etkiler ve motor işlevleri nadiren bozar.

Fiziksel muayenede ağrıya neden olan tetikleyici bölgeler aranır. Yüzdeki belirli bölgelerin dokunulmasıyla ağrı tetiklenebiliyorsa, bu durum trigeminal nevralji için tipiktir ve tanıda yol gösterici olabilir. Ayrıca, yüzde hassasiyet veya diğer duyusal değişiklikler olup olmadığı incelenir.

3. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR)

Trigeminal nevralji tanısında en yaygın kullanılan görüntüleme yöntemi manyetik rezonans görüntüleme (MR) tekniğidir. MR, trigeminal sinirin çevresindeki yapıları ayrıntılı bir şekilde görüntüleyerek, sinire baskı yapan kan damarlarını veya diğer yapısal problemleri tespit etmeye yardımcı olur. MR, özellikle trigeminal sinirin geçtiği beyin sapı ve arka kafa çukurundaki anomalilerin ortaya çıkarılmasında etkilidir.

  • Vasküler kompresyonun tespiti: MR ile trigeminal sinirin baskı altında kalıp kalmadığı, sinire yakın damarların genişleyip genişlemediği veya sinire baskı yapıp yapmadığı anlaşılabilir. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni olan vasküler kompresyon, MR görüntülemede genellikle net bir şekilde görülebilir.
  • Tümör veya lezyonlar: Trigeminal sinire baskı yapan bir tümör ya da lezyon varsa, MR görüntüleme bu tür anomalilerin tespit edilmesini sağlar. Bu tümörler, genellikle sinir üzerine baskı yaparak ağrıyı tetikleyen faktörlerden biridir.
  • Multipl skleroz: MR aynı zamanda multipl skleroz gibi merkezi sinir sistemi hastalıklarının trigeminal sinir üzerindeki etkilerini görmek için kullanılır. MS hastalarında, beyindeki plakların trigeminal sinire yakın bir bölgede olup olmadığı tespit edilebilir.

4. MR Anjiyografi

MR anjiyografi, beyindeki kan damarlarının daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesine olanak tanıyan bir görüntüleme yöntemidir. Trigeminal nevralji tanısında kullanılan bu teknik, sinire baskı yapabilecek arterleri ve damarları daha iyi görüntülemeyi sağlar. Eğer trigeminal sinire baskı yapan bir damar varsa, MR anjiyografi bu damarı net bir şekilde ortaya çıkarabilir. Bu yöntem, özellikle cerrahi müdahale planlanan hastalarda sinire baskı yapan damarların yerini tam olarak belirlemeye yardımcı olur.

5. Bilgisayarlı Tomografi (BT)

Bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları, trigeminal sinirin çevresindeki kemik yapılarını ve diğer sert dokuları görüntülemek için kullanılabilir. Bu yöntem, özellikle trigeminal sinire baskı yapan kemik çıkıntıları veya diğer yapısal anormallikleri incelemek için tercih edilir. Ancak BT, yumuşak dokuların (kan damarları ve sinirler gibi) görüntülenmesinde MR kadar etkili değildir. BT taraması, tümörlerin veya travmatik yaralanmaların trigeminal sinire etkisini değerlendirmek için de kullanılabilir.

6. Diğer Tanı Yöntemleri

  • Kan Testleri: Bazı durumlarda, trigeminal nevraljiye neden olabilecek sistemik hastalıkları (örneğin, enfeksiyonlar veya enflamatuvar hastalıklar) ekarte etmek için kan testleri istenebilir. Özellikle multipl skleroz gibi otoimmün hastalıkların belirlenmesi için kan testleri yapılabilir.
  • Duyusal Testler: Trigeminal sinirin duyusal fonksiyonlarının test edilmesi, sinirin işlev bozukluğunu anlamak için kullanılabilir. Duyusal testlerde, yüzün farklı bölgelerine dokunarak, ısıya veya ağrıya olan tepkiler değerlendirilir.

Trigeminal nevralji, yüzün belirli bölgelerinde ani, şiddetli ağrıya neden olan, trigeminal sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Tedavi yöntemleri, hastanın semptomlarının şiddetine, nevraljinin nedenine ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişebilir. İşte trigeminal nevraljinin tedavi yöntemleri hakkında geniş kapsamlı bilgi:

1. Medikal Tedavi

Trigeminal nevraljinin ilk tedavi basamağı genellikle ilaçlarla sağlanır. İlaç tedavisi, sinir sisteminin hassasiyetini azaltmayı ve ağrıyı kontrol altına almayı hedefler.

  • Antikonvülzan İlaçlar (Nöbet Önleyiciler): Trigeminal nevralji tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar antikonvülzanlardır. Bu ilaçlar, sinir sinyallerini stabilize ederek ağrıyı hafifletir.
    • Karbamazepin: En sık reçete edilen antikonvülzanlardan biridir. Çoğu hastada etkili olmakla birlikte, yan etkiler arasında baş dönmesi, sersemlik, karaciğer sorunları olabilir.
    • Okskarbazepin: Karbamazepinin bir türevidir ve benzer bir etki gösterir ancak yan etkileri genellikle daha azdır.
    • Gabapentin, Pregabalin: Sinir ağrılarında etkili olan diğer antikonvülzanlar arasında bulunur.
  • Kas Gevşeticiler: Baclofen gibi ilaçlar, trigeminal nevralji ile ilişkili kas spazmlarını hafifletmek için kullanılabilir.
  • Antidepresanlar: Trisiklik antidepresanlar (örneğin amitriptilin), kronik ağrıların tedavisinde yardımcı olabilir.

2. Cerrahi Tedavi

İlaç tedavisine dirençli vakalarda veya ilaçların yan etkilerinden dolayı cerrahi müdahaleler tercih edilebilir. Cerrahi tedavinin amacı, trigeminal sinirin ağrıya neden olan bölümlerine müdahale ederek ağrıyı azaltmaktır.

  • Mikrovasküler Dekompresyon (MVD): Bu cerrahi işlemde, trigeminal sinir üzerindeki kan damarlarının sinire baskı yapıp yapmadığı araştırılır. Eğer baskı varsa, bu damarlar sinirden uzaklaştırılır. Bu işlem, genellikle uzun vadeli sonuçlar veren en etkili cerrahi yöntemlerden biridir.
  • Radyofrekans Termokoagülasyon: Bu yöntem, sinirin belirli bölümlerinin ısı kullanılarak tahrip edilmesiyle çalışır. Yüzde uyuşma gibi yan etkiler olsa da, ağrının kontrol altına alınmasında oldukça etkilidir.
  • Gamma Knife Radyocerrahi: Cerrahi bir kesi yapılmadan, yüksek dozda radyasyon kullanarak sinirin ağrılı bölgesine müdahale edilir. Non-invaziv bir yöntem olması nedeniyle tercih edilebilir. Ancak, etkisinin ortaya çıkması birkaç hafta sürebilir.
  • Balon Kompresyonu: Trigeminal sinirin bir kısmı üzerine balon yerleştirilir ve bu balon şişirilerek sinir sıkıştırılır. Bu işlem, ağrıyı hafifletebilir ancak geçici uyuşma yapabilir.

3. Minimal İnvaziv Prosedürler

İlaç tedavisinin etkisiz kaldığı durumlarda, cerrahi işlem gerektirmeyen bazı minimal invaziv prosedürler de uygulanabilir.

  • Gliserol Enjeksiyonu: Gliserol, trigeminal sinire enjekte edilerek sinirin ağrıyı iletme kapasitesini azaltır.
  • Alkol Blokajı: Alkol sinirin ağrılı bölgesine enjekte edilerek, ağrı iletimini engeller. Bu yöntemin etkisi genellikle geçicidir ve zamanla tekrarlanması gerekebilir.

4. Nöral Blokajlar

Trigeminal sinirin belli dallarına yapılan lokal anestezik enjeksiyonlarla geçici ağrı kontrolü sağlanabilir. Bu yöntem genellikle kısa süreli rahatlama sağlamak amacıyla uygulanır ve kronik hastalarda kullanılabilir.

5. Alternatif Tedaviler

Trigeminal nevralji tedavisinde alternatif ve tamamlayıcı tedavi yöntemleri de kullanılabilir. Ancak bu yöntemlerin bilimsel kanıtları sınırlıdır ve genellikle diğer tedavilerle birlikte kullanılır.

  • Akupunktur: Akupunktur, ağrıyı hafifletmek için trigeminal nevralji hastalarında kullanılabilir. Bazı hastalar, sinir ağrısını hafifletmede fayda gördüğünü bildirmektedir.
  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kronik ağrının neden olduğu stres ve depresyonla başa çıkmada psikolojik terapi yardımcı olabilir.
  • Fizik Tedavi ve Gevşeme Teknikleri: Kas spazmları ve ağrıyı hafifletmek amacıyla gevşeme teknikleri ve fizik tedavi de denenebilir.

6. Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Trigeminal nevralji ile başa çıkmada bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve diyet düzenlemeleri de yardımcı olabilir.

  • Sağlıklı Beslenme: Özellikle sinir sağlığını destekleyen vitaminler ve mineraller (B vitamini, magnezyum) açısından zengin bir diyet önerilebilir.
  • Stres Yönetimi: Stres, trigeminal nevraljiyi tetikleyebilir. Meditasyon, yoga gibi stres yönetimi teknikleri ile ağrı atakları hafifletilebilir.

Yaşam Kalitesi ve Psikolojik Destek

Trigeminal nevralji, kişinin günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve psikolojik durumunu ciddi şekilde etkileyen bir hastalıktır. Bu hastalığın getirdiği sürekli ve şiddetli ağrı atakları, yaşam kalitesini büyük ölçüde düşürebilir. Ağrının kontrol altına alınamaması, hastalarda hem fiziksel hem de duygusal tükenmişliğe neden olabilir. Trigeminal nevralji hastalarının yaşam kalitesini artırmak ve psikolojik destek almalarını sağlamak, tedavinin önemli bir parçasıdır.

Yaşam Kalitesine Etkileri

Trigeminal nevralji atakları genellikle günlük aktiviteleri engelleyici düzeyde olabilir. Ağrının sıklığı ve şiddeti, hastaların normal bir yaşam sürmelerini zorlaştırabilir. İşte trigeminal nevraljinin yaşam kalitesine olan etkileri:

  1. Fiziksel Yetersizlik ve Kısıtlılıklar:
    • Hastalar, yüzlerinde oluşan şiddetli ağrı nedeniyle konuşma, yeme, içme, diş fırçalama gibi günlük aktiviteleri bile gerçekleştirmekte zorluk yaşayabilir.
    • Ani ve beklenmedik şekilde gelen ağrı atakları, kişilerin sürekli bir tetikte olma hali geliştirmesine neden olabilir. Bu durum, kişinin rahat bir şekilde hareket etmesini ve sosyal aktivitelerde bulunmasını sınırlayabilir.
    • Yorgunluk ve bitkinlik, sürekli ağrıya bağlı olarak sıkça görülür ve hastanın fiziksel kapasitesini önemli ölçüde etkileyebilir.
  2. Sosyal İzolasyon:
    • Trigeminal nevralji hastaları, ağrı ataklarının ne zaman geleceğini kestiremediklerinden, sosyal ortamlardan uzaklaşma eğilimindedir.
    • Arkadaş buluşmaları, aile etkinlikleri veya iş yerindeki toplantılar gibi sosyal aktivitelerden kaçınmak, kişinin yalnızlık hissini artırabilir.
    • Toplum içinde ağrı ataklarının yaşanabileceği korkusu, hastaların sosyal yaşamlarını sınırlamalarına ve izole bir yaşam sürmelerine neden olabilir.
  3. Uyku Bozuklukları:
    • Şiddetli ağrılar, özellikle gece saatlerinde uykuyu bölerek uyku kalitesinin düşmesine neden olabilir.
    • Uyku düzeninin bozulması, hem fiziksel hem de zihinsel yorgunluğa neden olur ve ağrı algısını artırabilir.
Psikolojik Etkiler

Trigeminal nevralji yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ciddi psikolojik zorluklar da doğurur. Kronik ağrıya bağlı olarak depresyon, anksiyete ve diğer duygusal sorunlar gelişebilir. Psikolojik etkiler ve stres yönetimi, trigeminal nevralji tedavisinde göz ardı edilmemesi gereken önemli bir unsurdur.

  1. Depresyon ve Anksiyete:
    • Kronik ağrı, depresyon gelişiminde önemli bir faktördür. Trigeminal nevralji hastalarında, sürekli ağrı ile yaşamanın getirdiği umutsuzluk ve çaresizlik hissi sıkça görülür.
    • Ağrının ne zaman geleceğini bilememe ve kontrol edememe durumu, hastaların kaygı düzeyini artırır. Anksiyete, ağrının şiddetini ve sıklığını artırabilir, bu da bir kısır döngü oluşturur.
    • Bu psikolojik etkiler, bireyin yaşam kalitesini daha da düşürebilir ve tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  2. Stres Yönetimi:
    • Trigeminal nevralji ağrıları, kişide ciddi bir stres kaynağı oluşturabilir. Stres, hastalığın semptomlarını daha da şiddetlendirebilir ve ağrıyı daha dayanılmaz hale getirebilir.
    • Stres yönetimi teknikleri, ağrıyı kontrol altına almada önemli bir yardımcıdır. Meditasyon, nefes egzersizleri, yoga gibi gevşeme teknikleri ile stres düzeyleri düşürülebilir ve ağrı atakları hafifletilebilir.
  3. Psikolojik Destek ve Terapi:
    • Trigeminal nevralji ile baş etmek için psikolojik destek almak, hastaların ruh sağlığını korumada önemli bir adımdır. Psikologlar veya psikiyatristler, hastalara ağrı ile başa çıkma stratejileri geliştirmelerinde yardımcı olabilir.
    • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kronik ağrılarla baş etmek için en etkili terapi yöntemlerinden biridir. BDT, hastaların ağrıya yönelik algılarını değiştirmelerine, negatif düşünce ve davranış kalıplarını fark etmelerine yardımcı olur.
    • Destek Grupları: Benzer durumu yaşayan kişilerle bir araya gelmek, hastaların yalnız olmadıklarını hissetmelerine ve baş etme stratejileri öğrenmelerine katkı sağlar. Destek grupları, sosyal bağlantıları güçlendirebilir ve izolasyon duygusunu azaltabilir.
  4. Ağrı Yönetimi Eğitimleri:
    • Bazı merkezler, kronik ağrı hastalarına özel ağrı yönetimi eğitimleri sunar. Bu programlar, hastaların ağrılarını daha etkili bir şekilde kontrol etmelerine yardımcı olur.
    • Eğitimler, ağrının yaşam üzerindeki etkilerini nasıl azaltacaklarına dair stratejiler sunar ve yaşam kalitesini artırmayı hedefler.
Yaşam Tarzı ve Günlük Destek

Trigeminal nevralji hastaları, yaşam kalitelerini artırmak için bazı yaşam tarzı değişikliklerine ve günlük desteklere ihtiyaç duyabilirler.

  1. Sağlıklı Beslenme ve Fiziksel Aktivite:
    • Dengeli Beslenme: Sinir sağlığını koruyacak şekilde B vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri açısından zengin bir diyet benimsenebilir.
    • Fiziksel Aktivite: Ağrıyı hafifletmek için hafif egzersizler ve yürüyüşler önerilebilir. Düzenli fiziksel aktivite, stres seviyesini düşürmeye ve vücut sağlığını desteklemeye yardımcı olur.
  2. Gevşeme Teknikleri:
    • Meditasyon ve Nefes Egzersizleri: Bu teknikler, vücut ve zihni rahatlatmanın yanı sıra, ağrının kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.
    • Yoga ve Tai Chi: Bedensel esneklik ve zihinsel rahatlama sağlayan bu tür aktiviteler, trigeminal nevralji ağrısını hafifletmede faydalı olabilir.
  3. Sosyal Destek ve Aile İlişkileri:
    • Trigeminal nevralji hastalarının aile ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri çok önemlidir. Yakın çevreden alınan destek, hastanın psikolojik dayanıklılığını artırabilir.
    • Aile üyelerinin hastanın durumu hakkında bilgi sahibi olması ve empati göstermesi, hastanın kendisini daha güvende ve anlaşılmış hissetmesine yardımcı olabilir.

Sonuç

Trigeminal nevralji, şiddetli yüz ağrılarına neden olan bir sinir sistemi rahatsızlığıdır. Erken tanı ve doğru tedavi ile ağrı kontrol altına alınabilir ve hastanın yaşam kalitesi iyileştirilebilir. Trigeminal nevralji hakkında daha fazla bilgi edinmek, belirtileri ve tetikleyici faktörleri anlamak, bu hastalığın yönetiminde önemli adımlar atılmasına yardımcı olabilir. Eğer yüzünüzde ani ve şiddetli ağrılar hissediyorsanız, bir nöroloğa başvurmanız önerilir.

The post Trigeminal Nevralji: Ağrının Yüzdeki İzleri first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/trigeminal-nevralji-agrinin-yuzdeki-izleri/feed/ 0
Kilo Verme İlacı: İlaç Üreticileri Oral Formda İlaç Yarışında https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/kilo-verme-ilaci-ilac-ureticileri-oral-formda-ilac-yarisinda/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=kilo-verme-ilaci-ilac-ureticileri-oral-formda-ilac-yarisinda https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/kilo-verme-ilaci-ilac-ureticileri-oral-formda-ilac-yarisinda/#respond Tue, 27 Jun 2023 06:01:18 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169784 İlaç üreticileri, son yılda popülerlik kazanan yeni kilo verme ilaçlarının oral (ağız yoluyla alınan) versiyonunu geliştirmek için yarışıyor. Novo Nordisk ve Eli Lilly gibi büyük ilaç firmaları, semaglutid gibi bileşenleri içeren kilo verme ilaçlarını haftalık enjeksiyonlar yerine günlük alınabilen haplar şeklinde sunma çabasında. 2023 Amerikan Diyabet Birliği Bilimsel Oturumları'nda sunulan araştırmalar, bu tür ilaçların obez ve aşırı kilolu bireylerde %15'e varan bir kilo kaybı sağladığını gösteriyor. Ancak bu ilaçlar henüz piyasaya sürülmedi ve daha fazla klinik deneme gerekiyor. Özellikle yan etkiler, bu ilaçların etkinliğini ve kabul edilebilirliğini belirleyecek önemli bir faktör olacak.

The post Kilo Verme İlacı: İlaç Üreticileri Oral Formda İlaç Yarışında first appeared on iş.net.

]]>
İlaç üreticileri, son yılın popülerlik kazanan en yeni sınıf kilo verme ilaçlarının oral versiyonunu ilk pazara sunma yarışında. 2023 Amerikan Diyabet Birliği Bilimsel Oturumları’nda sunulan iki klinik denemenin sonuçları, ilaç şirketlerinin kilo verme ilacını hap formunda geliştirme konusunda ne kadar ilerleme kaydettiklerini gösteriyor.

Eli Lilly’nin Mounjaro’su ve Novo Nordisk’in Ozempic ve Wegovy’si dahil popüler ilaçlar, önemli kilo kaybı sağlayabilir, ancak hepsi haftalık enjeksiyonlar şeklinde verilir. Günlük bir hap formundaki kilo verme ilacı, bazı insanlar için daha kabul edilebilir bir seçenek olabilir.

ADA’nın baş bilim adamı Dr. Robert Gabbay, “Tabletlerin güzel yanı, hemen hemen herkesin, vitamin olsa bile, bir şey için tablet alışık olması. Büyük bir sorun değil” diyor.

Pazar günü, Novo Nordisk, aşırı kilolu veya obez olan ve Tip 2 diyabeti olmayan insanlarda kilo kaybı için Ozempic ve Wegovy’deki aktif bileşen olan semaglutidin oral versiyonuna bakılan bulguları sundu. Faz 3 klinik denemesine katılanların %15’i, ortalama olarak, 68 hafta sonunda vücut ağırlıklarını kaybetti. Bulgular aynı zamanda The Lancet’te yayınlandı.

Denemede görülen kilo kaybı, Novo Nordisk’in aynı süre zarfında semaglutide haftalık enjeksiyon alan kişilerle yaptığı klinik denemelerle paraleldi.

“Gerçekten oyunu değiştiren bir durum,” diyor Gabbay. Bazı insanların, iğnelerden korktukları için, ilaçlarını enjekte edilebilir şekilde değil de hap veya tablet şeklinde almayı tercih ettiklerini ekliyor.

Novo Nordisk için oral semaglutid araştırmalarını yürüten Dr. Mico Guevarra, NBC News’a, kilo verme için bir oral ilacın insanlara daha fazla seçenek sunacağını söylüyor. “Şu anki hedef, bireyselleştirilmiş tedavi için çaba sarf etmektir,” diyor. “Gerçekten hasta hedefine, klinisyenin hedefine ve ne tür bir tedaviyi tercih ettiklerine bağlıdır.”

Oral bir kilo verme ilacı muhtemelen bu yıl piyasada olmayacak. Novo Nordisk sözcüsü Erika Arcieri, şirketin 2023 yılında Gıda ve İlaç İdaresi’ne onay için başvurmayı planladığını söylüyor.

Novo Nordisk’ten daha düşük dozda oral semaglutid olan Rybelsus, zaten Tip 2 diyabet için onaylanmış durumda. Kilo kaybı için yapılan klinik denemede test edilen doz daha yüksekti. Guevarra, bu durumun, semaglutidin biraz daha düşük bir dozu olan Ozempic’in diyabet için onaylanmış olması, yüksek dozlu ilacın Wegovy’nin kilo kaybı için onaylanmış olması durumuyla benzer olduğunu belirtiyor.

Tulane Bariatrik Merkezi’nde obezite tıbbında uzman olan Dr. Shauna Levy, bir kilo verme ilacının muhtemelen insanlara daha fazla seçenek sunacağını ve erişimi artıracağını kabul ediyor ancak yan etkilerin enjeksiyonla görülenlerden daha şiddetli olabileceğini belirtiyor. Rybelsus alan hastaların, enjeksiyona kıyasla daha fazla yan etki bildirdiklerini, özellikle mide bulantısını dile getiriyor.

Araştırmaya dahil olmayan Levy, “Yan etki profili nedir?” diye soruyor. Uyumu da bir endişe konusu: Oral semaglutidin boş bir mideye, sabahları, günlük olarak alınması gerekiyor. “Birçok gereklilik var,” diyor.

Guevarra, oral semaglutidin iyi tolere edildiğini ve yan etkilerin prevalansının enjeksiyona benzer olduğunu belirtiyor. Mide bulantısı en sık bildirilen yan etkiydi, diyor. Genel olarak, oral ilacı alan insanların %80’i, hafif ila orta derecede olduğu belirtilen gastrointestinal problemler bildirdi, bu oran plasebo grubundaki insanlarda %46 idi. Yan etkiler nedeniyle deneme sona ermeden önce ilacı almayı bırakanların oranı %6 idi.

Yine de, ilaç sektöründeki araştırmacılar, oral kilo verme ilaçlarının yerinin olduğunu söylüyorlar.

Eli Lilly’nin obezite klinik araştırmalarını yürüten Dr. Nadia Ahmad, “Obezite hastalarının, benim deneyimime göre, farklı tercihleri vardır,” diyor.

Lilly, Cuma günü bir kilo verme ilacı hakkında sonuçları konferansta sundu. Orforglipron adlı ilacı alan denekler, 36 hafta sonunda vücut ağırlıklarının %9.4 ile %14.7’sini kaybetti, doza bağlı olarak. Faz 2 klinik deneme sonuçları New England Journal of Medicine’da yayınlandı.

Wharton Medical Clinic’ten kilo kaybı uzmanı ve çalışmanın baş yazarı Dr. Sean Wharton, ilacın etkinliğinin “onaylanmış GLP-1’lerle karşılaştırılabilir” olduğunu belirtiyor.

Orforglipron gibi oral semaglutid de sabahları alınır, diyor Wharton. Ancak, orforglipron’un yemekten 30 dakika içinde alınabileceğini ekliyor.

Lilly, orforglipron’u test eden bir faz 3 klinik denemesini başlatıyor, clinicaltrials.gov’a göre.

Şimdiye kadar, oral kilo verme ilaçlarından hiçbiri, ortalama olarak, vücut ağırlığının %22.5’ini 72 hafta sonra azaltmayı gösteren Lilly’nin tirzepatide kadar yüksek bir etkililik göstermedi.

Gabbay, gösterilen kilo kaybının hala önemli olduğunu söylüyor. “Biraz şımarık olduğumuzu düşünüyorum,” diyor, “çünkü birkaç yıl önce bu kadar etkili bir şeyimiz bile yoktu.”

The post Kilo Verme İlacı: İlaç Üreticileri Oral Formda İlaç Yarışında first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/kilo-verme-ilaci-ilac-ureticileri-oral-formda-ilac-yarisinda/feed/ 0
İngiltereden çarpıcı araştırma. Ölenlerin yaş profili gençleşti https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/ingiltereden-carpici-arastirma-olenlerin-yas-profili-genclesti/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=ingiltereden-carpici-arastirma-olenlerin-yas-profili-genclesti https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/ingiltereden-carpici-arastirma-olenlerin-yas-profili-genclesti/#respond Wed, 25 Aug 2021 06:41:31 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169241 Resmi istatistikler, Covid’in şu anda Birleşik Krallık genelinde günde ortalama 100 can aldığını gösteriyor. Ancak rakamlar hikayenin sadece bir kısmını anlatıyor. Bilim adamları ve akademisyenler, önceki dalgalarla nasıl karşılaştırıldıklarını görmek için ölmekte olan kişilerin profillerine bakıyorlar. Peki ne biliyoruz? Covid ile ölenlerin yaş profili değişti. Ocak ayında ikinci dalganın zirvesinde, 65 yaş altı ölümlerin sadece […]

The post İngiltereden çarpıcı araştırma. Ölenlerin yaş profili gençleşti first appeared on iş.net.

]]>
Resmi istatistikler, Covid’in şu anda Birleşik Krallık genelinde günde ortalama 100 can aldığını gösteriyor. Ancak rakamlar hikayenin sadece bir kısmını anlatıyor. Bilim adamları ve akademisyenler, önceki dalgalarla nasıl karşılaştırıldıklarını görmek için ölmekte olan kişilerin profillerine bakıyorlar.

Peki ne biliyoruz?

Covid ile ölenlerin yaş profili değişti. Ocak ayında ikinci dalganın zirvesinde, 65 yaş altı ölümlerin sadece %11’ini oluşturuyordu. Son haftalarda, ölümlerin yaklaşık %25’ini oluşturdular.

Bununla birlikte, bu seferki toplam ölüm sayısı önemli ölçüde daha düşük. 13 Ağustos’a kadar olan haftada, Birleşik Krallık’ta 652 ölüm kaydedildi. 22 Ocak haftasında ise rakam 9.056 olarak gerçekleşti.

Open University’de uygulamalı istatistikler fahri profesörü Kevin McConway, 13 Ağustos’a kadar olan haftada İngiltere ve Galler’de kaydedilen 571 Covid ölümünün %7’sinin 50 yaşın altındaki kişiler arasında olduğuna dikkat çekiyor. Bir haftadaki ölümler bu yıl Mart ayının sonlarındaydı ve o zamanlar sadece %4’ü 50 yaşın altındaydı.

Geriye dönüp bakıldığında – 2020 Ekim ortasında – genel ölüm rakamlarının kabaca benzer olduğu dönemde, Kovid kaynaklı ölümlerin %2’den azı 50 yaşın altındaki insanlardan oluşuyordu.

Yaşlı insanların önceki dalgalara kıyasla daha az ölmesinin nedeni, Birleşik Krallık’ın nüfus gruplarına yaşa göre öncelik veren aşılama programının etkinliğidir. Aşı kapsamı tüm yaş gruplarında eşit olsaydı, uzmanlar yaşlılarda Kovid kaynaklı ölümlerin neredeyse tamamının aynı oranda olmasını beklerdi. Ancak daha genç yaş grupları, daha büyük yaş grupları ile aynı oranda aşılanmamaktadır ve bu, gençlerin ölmesinde nispi bir artışa neden olmaktadır.

“Geçen Ekim ayında aşımız yoktu ve Mart ayının sonlarında daha büyük yaş gruplarındaki çoğu insan aşılanmıştı, ancak her iki dozla da olması gerekmiyordu.

McConway, “Kovid ölümleri arasında gençlerin bu artan oranı açıkça aşı ile çok şey yapıyor” dedi. “Yani, eğer ölen insanlar gençleşmiyorsa, bu gerçekten oldukça endişe verici olurdu.”

Aşı olmanız Covid’den ölemeyeceğiniz anlamına gelmez

Aşıların ciddi hastalık ve ölümleri önlemede çarpıcı biçimde etkili olduğuna dair çok güçlü kanıtlar olmasına rağmen, bunlar mükemmel değildir.

Public Health England’a göre, 1 Şubat ve 15 Ağustos arasında Delta vakaları olarak teyit edilen 1.189 ölümün yaklaşık %57’si en az iki hafta önce ikinci aşısını almıştı.

Bath Üniversitesi’nde matematiksel biyoloji alanında kıdemli öğretim görevlisi olan Dr Kit Yates, yetişkin nüfusun çoğu artık tam olarak aşılandığından, ölenlerin aşı olma olasılığının daha yüksek olduğunu açıkladı. Herkes tam olarak aşılanmış olsa bile, bazı insanlar yine de ölecektir – bu, aşıların ölümü azaltmada etkili olmadığı anlamına gelmez.

Erkekler daha fazla risk altında

Kovid’e nispeten benzer bir oranda yakalanmasına rağmen, muhtemelen biyolojik ve davranışsal faktörlerin bir karışımı nedeniyle erkekler hala kadınlardan daha fazla ölüyor. 13 Ağustos’a kadar olan haftada İngiltere ve Galler’de kaydedilen 571 ölümün %59’u erkekti.

Ölüm oranları muhtemelen artmaya devam edecek

Dün, pozitif bir testten sonraki 28 gün içinde 174 ölüm bildirildi. Bilim adamları, okulların ve üniversitelerin yakında yeniden açılmasıyla vaka oranlarının tekrar artmasını ve ardından ölüm oranlarında olası bir artış olmasını bekliyor. Birleşik Krallık’taki ilk veriler, ikinci aşıyı takip eden haftalarda ve aylarda antikor seviyelerinin düştüğünü öne sürse de, bunun aşıların ciddi hastalık ve ölüme karşı koruma kabiliyeti üzerinde ne gibi bir etkisi olduğu açık değildir.

Bu nedenle, Cambridge Üniversitesi’ndeki Tıbbi Araştırma Konseyi’nin biyoistatistik biriminin eski üyesi Prof Sheila Bird, “uyanık ve temkinli” kalmamız gerektiğini söylüyor.

The post İngiltereden çarpıcı araştırma. Ölenlerin yaş profili gençleşti first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/ingiltereden-carpici-arastirma-olenlerin-yas-profili-genclesti/feed/ 0
Anti-Kanser Diyeti https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/anti-kanser-diyeti/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=anti-kanser-diyeti https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/anti-kanser-diyeti/#respond Wed, 23 Jun 2021 05:58:25 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169167 Kanser riskini azalttığı gösterilen bilim destekli gıdalarla hastalıklara karşı korunun. Kanser riskini azalttığı gösterilen 10 gıda. Kanser en korkunç hastalıktır ve en yaygın olanlardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ikinci önde gelen ölüm nedenidir ve erkeklerin ve kadınların yaklaşık yüzde 40’ına yaşamları boyunca bir noktada kanser teşhisi konacaktır. Genetik bir rol oynasa da, kanserlerin büyük çoğunluğu […]

The post Anti-Kanser Diyeti first appeared on iş.net.

]]>
Kanser riskini azalttığı gösterilen bilim destekli gıdalarla hastalıklara karşı korunun.

Kanser riskini azalttığı gösterilen 10 gıda.

Kanser en korkunç hastalıktır ve en yaygın olanlardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ikinci önde gelen ölüm nedenidir ve erkeklerin ve kadınların yaklaşık yüzde 40’ına yaşamları boyunca bir noktada kanser teşhisi konacaktır. Genetik bir rol oynasa da, kanserlerin büyük çoğunluğu büyük ölçüde önlenebilir – kanser ölümlerinin yüzde 90 ila 95’i sigara, alkol tüketimi, güneşe maruz kalma, obezite, stres ve diyet gibi yaşam tarzı faktörlerine bağlanıyor. Yani nasıl yaşadığınız ve ne yediğiniz, kanser olma şansınızı önemli ölçüde azaltabilir.

Ne Yenmemeli

Fabrikada yetiştirilen et, işlenmiş et (biber, salam, sosisli sandviç) ve kömürleşmiş veya ızgara et, daha yüksek kanser insidansı ile bağlantılıdır. Aşırı sodyum mide kanseri olasılığını artırır ve margarin, kızarmış yiyecekler ve işlenmiş unlu mamullerde bulunan trans yağlar meme kanseri şansınızı ikiye katlayabilir. Şeker ve rafine karbonhidratlar prostat ve diğer kanser riskini artırır. Kilerinizdeki sağlıklı konserve domates sosları ve hindistancevizi sütleri gibi, beklemediğiniz kansere neden olan yiyeceklere dikkat edin. Muhtemelen göğüs, prostat ve diğer kanserlerle bağlantılı olan bisfenol-A (BPA) ile kaplı kutularda paketlenmişlerdir.

Kanser Önleyici Diyet

Kanser riskini azaltmak için meyve ve sebze alımınızı önemli ölçüde artırın. Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü, günlük meyve ve sebze alımını günde beş porsiyona çıkarmanın kanser oranlarını yüzde 20’ye kadar azaltabileceğini öngörüyor. Taze meyve ve sebzeler antioksidanlarla yüklüdür ve oksidatif stresle savaşır – DNA hasarına ve kanserin ilerlemesine yol açabilecek aşırı miktarda serbest radikal. Meyve ve sebzeler ayrıca, kanser gelişimi ve tümör büyümesi ve ilerlemesinde önemli bir faktör olan iltihabı dengeleyen anti-inflamatuar bileşikler bakımından da yüksektir. Ardından fındık, zeytin ve avokadodan elde edilen sağlıklı yağları ekleyin; yağsız protein (özellikle yağlı balıklar); ve bol miktarda baklagiller – kanser ve diğer hastalıkların insidansının azalmasıyla bağlantılı olan lif bakımından zengindirler.

Vücudunuzu kanserden korumaya hazır mısınız?

Riskinizi azaltmak için gösterilen bu yiyecek gruplarıyla tabağınızı doldurun:

Sebzelerden. Brokoli, karnabahar ve diğer turpgiller, glukosinolatlarda ve akciğer, kolorektal ve diğer kanser riskini azaltan diğer bileşiklerde yüksektir. Çalışmalar, turpgillerden sebzelerin kansere karşı toplam meyve ve sebze alımından daha etkili bir şekilde koruduğunu göstermektedir.

Bunları yiyin: brokoli, karnabahar, lahana, Brüksel lahanası, Çin lahanası, roka, şalgam, turp.

Koyu yapraklı yeşillikler. Ispanak ve diğer koyu renkli yapraklar karotenoidler, özellikle beta karoten, lutein ve zeaksantin – daha düşük meme ve diğer kanser riski ile bağlantılı antioksidanlar bakımından zengindir. Ayrıca, DNA hasarını onaran bir B vitamini olan folat bakımından da yüksektirler, roka ve lahana gibi bazıları, turpgiller ailesinin üyeleri olarak çifte görev yaparlar.

Bunları yiyin: ıspanak, lahana, pazı, marul, kara lahana, pancar yeşillikleri, su teresi, roka.

Domates ve karpuz gibi kırmızı meyve ve sebzeler, apoptozu (kanser hücresi ölümünü) destekleyen güçlü bir antioksidan olan likopen içerir ve metastazı (kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını) engeller ve prostat, meme ve diğer kanserlere karşı korur.

Bunları yiyin: domates, karpuz, pembe greyfurt, guava, papaya, kırmızı havuç, hurma.

Böğürtlen ve kırmızı lahana gibi mor-kırmızı-mavi gıdalar antosiyaninler, iltihabı azaltan, apoptozu uyaran, metastazı engelleyen ve meme, prostat, kolon, akciğer ve diğer kanserlere karşı koruyan antioksidanlar bakımından zengindir. Kırmızı üzüm, siyah erik ve yaban mersini gibi bazıları ayrıca bir başka kanser önleyici antioksidan olan resveratrol içerir. 

Bunları yiyin: pancar, kırmızı lahana, kiraz, nar, böğürtlen, yaban mersini, patlıcan, mor karnabahar, siyah erik, kuru erik, kırmızı veya mor üzüm.

Tatlı patates ve mango gibi sarı-turuncu meyve ve sebzeler, özellikle beta-karoten ve alfa-karoten olmak üzere kanseri önleyici karotenoidlerle doludur. Tatlı patates ve kış kabağı gibi bazıları da lif bakımından yüksektir, bu da kolorektal ve diğer kanser türlerinin riskini azaltır.

Bunları yiyin: havuç, kış kabağı, balkabağı, papaya, mango, kayısı, sarı pancar, koyu yapraklı yeşillikler.

Meyveler, flavonoidler, proantosiyanidinler, ellagitanninler ve lignanlar dahil olmak üzere çeşitli fitokimyasalların yanı sıra iltihabı azaltan, DNA hasarını en aza indiren, apoptozu teşvik eden, kanser hücresi çoğalmasını hafifleten ve çeşitli kanserlere karşı koruma sağlayan diğer bileşikler açısından zengindir. Meyveler ayrıca kanser gelişimini yavaşlatabilecek kanser önleyici lif ve C vitamini ile doludur.

Bunları yiyin: böğürtlen, yaban mersini, ahududu, çilek, kızılcık, dut, mürver.

Soğan ve sarımsak gibi alliumlar, kanserojenlerin yok edilmesini destekleyen ve kanser hücrelerinin büyümesini engelleyen kanser önleyici kükürt bileşikleri içerir. Soğanlar ayrıca yumurtalık kanserine ve diğer kanser türlerine karşı koruma sağlayan antioksidan ve antienflamatuar aktiviteleri olan bir bileşik olan kersetin açısından da zengindir. Ve kırmızı soğan, kanser önleyici antosiyaninler içerir.

Bunları yiyin: soğan, sarımsak, pırasa, frenk soğanı, yeşil soğan, arpacık soğanı, rampalar.

Fasulye, bezelye ve mercimek gibi baklagiller, kanser önleyici lifin yanı sıra kanser hücresi çoğalmasını azaltan ve prostat, meme, cilt ve karaciğer kanseri hücrelerinde apoptozu indükleyen inositol heksafosfat (IP6) adı verilen bir bileşik ile yüklüdür. Siyah fasulye ve barbunya ayrıca antosiyaninler olarak bilinen kansere karşı koruyucu bileşikler içerir. Ve araştırmalar, daha yüksek baklagil alımını kolorektal kanserlerde önemli bir azalma ile ilişkilendiriyor.

Bunları yiyin: siyah fasulye, barbunya fasulyesi, nohut, barbunya, beyaz fasulye, mercimek, maş fasulyesi, soya fasulyesi.

Kuruyemişler ve tohumlar, anti-inflamatuar E vitamini ve tekli doymamış yağlar dahil olmak üzere çeşitli koruyucu bileşikler içerir ve araştırmalar, daha yüksek fındık tüketimini, özellikle sindirim sistemi kanserleri olmak üzere kanser riskinin azalmasıyla ilişkilendirir. Brezilya fıstığı selenyum ile yüklüdür, yer fıstığı (teknik olarak bir baklagil) resveratrol içerir ve keten tohumları lignanlar, daha düşük meme ve diğer kanser insidansı ile ilişkili anti-inflamatuar bileşikler açısından zengindir. Ayrıca, chia ve keten lif açısından özellikle yüksektir.

Bunları yiyin: badem, ceviz, kaju fıstığı, yer fıstığı, Brezilya fıstığı, chia tohumu, kenevir tohumu, keten tohumu.

Çay, cilt, akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, mide, karaciğer, prostat ve diğer organların karsinojenezini (normal, sağlıklı hücrelerin kanser hücrelerine dönüşme süreci) engelleyen çeşitli kanser önleyici bileşikler açısından zengindir. Yeşil çay, çeşitli kanserlere karşı koruma sağlayan güçlü bir antioksidan olan epigallokateşin gallatın (EGCG) en konsantre diyet kaynağıdır. Siyah çay, güçlü antikanser aktiviteleri olan çeşitli polifenollerde de yüksektir. Ve gerçek Camellia sinensis çay ailesinin üyeleri olmasalar da, rooibos ve bal çalısı çaylarının da kemopreventif özellikleri vardır.

Bunları iç: yeşil çay, matcha, siyah çay, rooibos çayı, balkabağı çayı.

The post Anti-Kanser Diyeti first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/anti-kanser-diyeti/feed/ 0
Neden NAC kullanmalısınız https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/neden-nac-kullanmalisiniz/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=neden-nac-kullanmalisiniz https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/neden-nac-kullanmalisiniz/#respond Wed, 23 Jun 2021 05:50:58 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169163 NAC bağışıklık sistemini kuvvetlendirmesi ile  bilinir. Ancak yeni araştırmalar NAC’nin çok daha fazla yaparırının olduğunu ortaya koydu. Hatta Covid-19’a karşı korunmada bile bir rol oynayabileceğini öne sürülüyor. N-asetil sisteinin kısaltması olan NAC, sığır eti, hindi, yumurta, balık ve fındık gibi protein açısından zengin gıdalarda bulunan bir amino asit olan sisteinin ek formudur. Vücudunuz onu yüksek […]

The post Neden NAC kullanmalısınız first appeared on iş.net.

]]>
NAC bağışıklık sistemini kuvvetlendirmesi ile  bilinir. Ancak yeni araştırmalar NAC’nin çok daha fazla yaparırının olduğunu ortaya koydu. Hatta Covid-19’a karşı korunmada bile bir rol oynayabileceğini öne sürülüyor.

N-asetil sisteinin kısaltması olan NAC, sığır eti, hindi, yumurta, balık ve fındık gibi protein açısından zengin gıdalarda bulunan bir amino asit olan sisteinin ek formudur. Vücudunuz onu yüksek proteinli gıdalarda da bulunan metionin ve serin amino asitlerinden üretebildiğinden, esansiyel olmayan veya şartlı esansiyel bir amino asit olarak sınıflandırılır.

Sistein, vücudun en önemli antioksidanlarından biri olan glutatyon üretimi için gereklidir. “Ana antioksidan” olarak adlandırılan glutatyon, hücrelerdeki serbest radikal hasarına karşı koruma sağlar ve bağışıklık, sağlıklı yaşlanma ve hastalıkların önlenmesinde kritik bir rol oynar.

NAC, glutatyon üretimini teşvik ederek bağışıklık sağlığını destekler ve NAC ile takviyenin bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitesini ve işlevini geliştirdiği, influenza A virüsünün replikasyonunu engellediği ve grip benzeri atakları ve semptomları önemli ölçüde azalttığı gösterilmiştir. Şimdi, bazı araştırmacılar NAC’nin Covid-19’u önleme ve tedavi etmede potansiyel olarak güçlü olabileceğini öne sürüyor.

Ancak NAC, bağışıklığın ötesinde faydalar sunar. Bazı önemli noktalar:

1. Akciğer ve solunum fonksiyonu.

NAC, hücresel hasara karşı koruma sağlayarak, akciğerlerdeki iltihabı azaltarak ve mukus salgılarını incelterek, sağlıklı solunum ve solunum fonksiyonunu destekleyebilir. Bulgular karışıktır, ancak bazı araştırmalar NAC’nin akciğer fonksiyonunu iyileştirebileceğini, hırıltı ve öksürüğü azaltabileceğini ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve bronşit gibi solunum rahatsızlıklarına fayda sağlayabileceğini göstermiştir.

 2. Beyin sağlığı.

NAC, glutatyon seviyelerini artırarak ve oksidatif hasarı azaltarak beyin sağlığını ve bilişsel işlevi geliştirebilir. Bazı insan denemeleri, NAC’yi gelişmiş beyin işleviyle ilişkilendiriyor ve diğer araştırmalar, nörodejenerasyona karşı koruyabildiğini, bilişsel işlev kaybını yavaşlattığını, hafıza kaybını önleyebileceğini ve Alzheimer hastalığı ve diğer bilişsel bozulma riskini azaltabileceğini öne sürüyor.

3. Psikiyatrik bozukluklar ve bağımlılıklar. 

NAC, bipolar bozukluk ve şizofreni dahil olmak üzere oksidatif stresle ilişkili olduğu düşünülen belirli psikiyatrik durumlara fayda sağlayabilir. Ve obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) ve depresyon tedavisinde umut vaat ediyor. NAC, madde kötüye kullanımı ve bağımlılıklarında da rol oynayabilir. Çalışmalar, istekleri azaltabileceğini, yoksunluk semptomlarını azaltabileceğini ve nüksetme şansını azaltabileceğini göstermektedir.

4. Detoks ve karaciğer desteği. 

Sistein, vücudun çevresel toksinler ve kimyasallarla başa çıkmasına yardımcı olur – hastane ortamlarında, aşırı dozda parasetamol (asetaminofen) sonrasında karaciğer ve böbrek hasarını azaltmak için intravenöz NAC kullanılır. Bazı araştırmalar, NAC takviyesinin iltihabı azaltabileceğini, serbest radikal hasarına karşı koruyabileceğini ve bazı karaciğer hastalığı formları olan kişilerde karaciğer fonksiyonlarını iyileştirebileceğini düşündürmektedir.

5. Sağlıklı yaşlanma.

Vücudun glutatyon seviyeleri yaşla birlikte doğal olarak azalır, bu nedenle glutatyonu artırarak NAC bu düşüşü azaltabilir. Yakın tarihli bir çalışmada, glutatyon üretimi için de gerekli olan NAC ve glisin kombinasyonunu alan denekler, iltihaplanma, insülin direnci, vücut yağı ve bilişsel işlev dahil olmak üzere yaşlanmanın birçok karakteristik etkisinde iyileşmeler gösterdi. Diğer araştırmalar, NAC’nin kanser hücresi büyümesini engelleyebileceğini, kardiyovasküler hastalık ile ilişkili belirteçleri azaltabileceğini, yaşlanmanın etkilerini azaltabileceğini ve uzun ömürlülüğü destekleyebileceğini öne sürüyor.

Çoğu insan diyet kaynakları yoluyla yeterli sistein yapabilir, ancak düşük protein alımı, sistein ve glutatyon düzeylerinin azalmasıyla bağlantılıdır, bu nedenle veganlar ve vejeteryanlar eksik olabilir. Ayrıca, vücudunuzun sistein sentezlemek için folat, B6 vitamini ve öncelikle hayvansal proteinlerde bulunan B12 vitamini gibi diğer besinlere ihtiyacı vardır. Bunlardan herhangi biri yetersiz kalırsa, NAC ile takviye yapmak boşlukları doldurabilir.

Katkı maddesi veya dolgu maddesi içermeyen yüksek kaliteli bir kapsül, tablet veya yumuşak jel olanlardan tercih edin. 500 veya 600 mg formülasyonlar. Genel olarak, önerilen doz günde bir veya iki kez, tercihen emilimi artırmak için aç karınla 500-600 mg’dır.

The post Neden NAC kullanmalısınız first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/neden-nac-kullanmalisiniz/feed/ 0
PANDEMİ SONRASI KİLO SORUNLARI https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/pandemi-sonrasi-kilo-sorunlari/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=pandemi-sonrasi-kilo-sorunlari https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/pandemi-sonrasi-kilo-sorunlari/#respond Sun, 13 Jun 2021 18:16:26 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169153 Normal hayatına dönüşün sağlığınıza gölge düşürmesine izin vermeyin. Kırsal bir konaklama ile riskleri azaltın Karantinadan sonraki yarı normal hayatın faydaları vardır – işten sonra iş arkadaşlarınızla bira içme şansı; dışarıda yemek yemek. Ancak yoğun şehirlerde yaşayanlar için, pandemi öncesi hayatın şamatasına dönüş, stres hormonlarınız üzerinde de zararlı bir etkiye sahip olabilir. Uzun çalışma saatleri, kentsel […]

The post PANDEMİ SONRASI KİLO SORUNLARI first appeared on iş.net.

]]>
Normal hayatına dönüşün sağlığınıza gölge düşürmesine izin vermeyin. Kırsal bir konaklama ile riskleri azaltın

Karantinadan sonraki yarı normal hayatın faydaları vardır – işten sonra iş arkadaşlarınızla bira içme şansı; dışarıda yemek yemek. Ancak yoğun şehirlerde yaşayanlar için, pandemi öncesi hayatın şamatasına dönüş, stres hormonlarınız üzerinde de zararlı bir etkiye sahip olabilir.

Uzun çalışma saatleri, kentsel gürültü kirliliğini olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkilendirmiştir. Çevre Sağlığı Perspektifleri dergisindeki bir araştırmaya göre, 24 saatlik yüksek gürültü seviyeleri, artan depresif semptom riskini arttırır.

Daha yakın zamanlarda, Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, trafik gürültüsü ve bel çevresi arasındaki ilişki konusunda uyarıda bulundu. Her ekstra 10 dB ses için, araştırmaya katılanların, diyet ve egzersizi hesaba katarken bile, %2 oranında artan obezite riski var. Bilim adamları, suçun stres olduğunu öne sürüyorlar: kronik olarak yüksek kortizol, yağ hücrelerinde büyüme talimatı veren enzimleri tetikler.

Panzehir mi? Planlanan şehir gezilerinden vazgeçin ve bir kırsal konaklama için rezervasyon yapın. East Anglia Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, doğanın huzurunda ve sessizliğinde zaman geçirmenin yalnızca tükürükteki kortizol seviyelerini (anksiyetenin önemli bir göstergesi) düşürmekle kalmayıp, aynı zamanda diyastolik kan basıncını düşürdüğünü ve uyku süresini iyileştirdiğini keşfetti. 

The post PANDEMİ SONRASI KİLO SORUNLARI first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/pandemi-sonrasi-kilo-sorunlari/feed/ 0
Yorgunlukla Mücadele https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/yorgunlukla-mucadele/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=yorgunlukla-mucadele https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/yorgunlukla-mucadele/#respond Thu, 10 Jun 2021 20:57:21 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=169142 İlk adım, olası nedenini keşfetmek için kendinizi gözlemlemektir. Yataktan çıkmak istemiyorsunuz ve sonunda kalktığınızda egzersiz yapacak enerjiyi bulamıyorsunuz. Gün boyunca, herhangi bir şeye konsantre olma yeteneğiniz yok. Tıpkı kağıt kesiği ve kötü rüyalar gibi, yorgunluk da bir noktada herkesin başına gelir. Doktorlarını ziyaret eden insanların üçte biri tarafından bildirilen yaygın bir rahatsızlıktır. Çoğu durumda yorgunluk, […]

The post Yorgunlukla Mücadele first appeared on iş.net.

]]>
İlk adım, olası nedenini keşfetmek için kendinizi gözlemlemektir.

Yataktan çıkmak istemiyorsunuz ve sonunda kalktığınızda egzersiz yapacak enerjiyi bulamıyorsunuz. Gün boyunca, herhangi bir şeye konsantre olma yeteneğiniz yok. Tıpkı kağıt kesiği ve kötü rüyalar gibi, yorgunluk da bir noktada herkesin başına gelir. Doktorlarını ziyaret eden insanların üçte biri tarafından bildirilen yaygın bir rahatsızlıktır.

Çoğu durumda yorgunluk, yaşam koşullarına verilen normal bir tepkidir: stres, uyku düzeninde değişiklik, ağır iş yükü. Birinci basamakta uzman olan Dr Tom Declercq, bunlardan her zaman kaçınamayacağımızdan, enerji seviyelerini eski haline getirmek için bu zamanlarda kendinize normalden daha fazla dinlenmenizi önerir. “Daha fazla uyku istediğinde vücudunu dinlendirmek çok önemli” diyor.

Ancak işin püf noktası şudur: yorgunluk ek dinlenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle giderilebilse de, daha ciddi bir şeyin belirtisi de olabilir. Dr Declercq, yorgun hissetmenin yanı sıra başka herhangi bir fiziksel değişiklik fark eden veya yaşam tarzı değişiklikler yaptıktan sonra yorgunlukları iki haftadan fazla devam eden kişilerin doktorunu ziyaret etmelerini önerir.

Doktorunuzla konuşurken, altta yatan bir neden olup olmadığını belirlemesine yardımcı olmak için bitkinlik deneyiminizi ayrıntılı olarak anlatın. Yorgunluk genel olarak enerji ve motivasyon eksikliği olarak tanımlansa da bu durum fiziksel, zihinsel veya her ikisi olarak da kendini gösterebilir.

Randevudan önce kendinize sorabileceğiniz bazı sorular şunlardır: Uzun bir gece dinlendikten sonra bile kendinizi tazelenmemiş hissediyor musunuz? Projelere odaklanmak size zor geliyor mu? Fiziksel olarak aktifken çabuk yorulur musunuz?

ALDIĞINIZ UYKU NİTELİĞİ VE MİKTARINDA DİKKAT EDİLMELİDİR

UYARI İŞARETLERİ?

Ateşin eşlik ettiği yorgunluk enfeksiyon belirtisi olabilirken, baş dönmesi anemi belirtisi olabilir. Zor nefes alma kalp hastalığını düşündürür. Kendinizi üzgün veya gergin hissediyorsanız, yorgunluğunuza depresyon veya anksiyete bozukluğu neden olabilir. Bu, bir antidepresan alarak veya bilişsel davranışçı terapiye başlayarak iyileştirilebilir.

Aniden ortaya çıkan, devam eden ve beklenmedik kilo kaybı veya gece terlemeleri ile ilişkili yorgunluk, kanserin bir uyarı işareti olabilir.

Doğal olarak, aldığınız uykunun kalitesi ve miktarı dikkate alınmalıdır. Kötü uyku hijyeni – yatağınızda bir evcil hayvanla uyumak veya gece geç saatlerde cihazları kullanmak gibi – dinlenmenizi bozabilir. Uyku apnesi başka bir yaygın nedendir.

Herhangi bir miktarda alkol tüketimi uykunuzu kötüleştirebilir, ancak ne kadar çok tüketirseniz etkisi o kadar büyük olur. Alkol daha hızlı uykuya dalmanıza yardımcı olsa da sirkadiyen ritimleri kesintiye uğratır ve bu nedenle onarıcı dinlenmeye engel olur.

Yorgunluk ne zaman kronik yorgunluk sendromuna (CFS) dönüşür? CFS için spesifik bir tanı testi yoktur (miyaljik ensefalomiyelit veya sistemik efor intoleransı hastalığı olarak da bilinir), ancak durum, tanımlanabilir bir neden olmaksızın en az altı ay boyunca etrafta asılı kalan, bilişsel işlevinizi bozan ve yol açan uzun süreli ve derin bir yorgunluk olarak tanımlanır.

Bir tedavi olmasa da, egzersiz kalıcı vakalarda yardımcı olabilir. “İnsanlar kronik bir yorgunluk problemine sahip olduklarında, koltuğunuzda oturmak iyi bir fikir değildir. Hareket etmek çok daha iyi,” diyor Dr Declercq.

The post Yorgunlukla Mücadele first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/yorgunlukla-mucadele/feed/ 0
Günde iki elma yemek sizi doktordan uzak tutar https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/gunde-iki-elma-yemek-sizi-doktordan-uzak-tutar/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=gunde-iki-elma-yemek-sizi-doktordan-uzak-tutar https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/gunde-iki-elma-yemek-sizi-doktordan-uzak-tutar/#respond Thu, 03 Jun 2021 20:57:22 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=168996 Günde iki elma yemek sizi doktoru uzak tutar Günde bir elma doktoru uzak tutmak için yeterli olmayabilir – ancak bir çalışma, iki elma yemenin yeterli olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, 7.675’ten fazla yetişkinden alınan verilere bakarak, günlük meyve alımını beş yıl boyunca tip 2 diyabet geliştirme şansıyla karşılaştırdı. Yaş ortalaması 54 olan katılımcıların kan şekeri ve insülin […]

The post Günde iki elma yemek sizi doktordan uzak tutar first appeared on iş.net.

]]>
Günde iki elma yemek sizi doktoru uzak tutar

Günde bir elma doktoru uzak tutmak için yeterli olmayabilir – ancak bir çalışma, iki elma yemenin yeterli olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar, 7.675’ten fazla yetişkinden alınan verilere bakarak, günlük meyve alımını beş yıl boyunca tip 2 diyabet geliştirme şansıyla karşılaştırdı. Yaş ortalaması 54 olan katılımcıların kan şekeri ve insülin seviyeleri de ölçüldü.

Her gün en az iki elma, muz veya diğer meyveleri yemek, günde yarım parçadan daha az yemeye kıyasla yüzde 36 daha düşük diyabet riski oluşturduğu tespit edildi.

Bununla birlikte, faydalar yalnızca ilave şekerle gelen meyve sularından değil, taze bütün meyveleri yenirse sağlanacağı belirtidi.

Çok fazla meyve yiyenlerin ayrıca daha stabil kan şekeri seviyeleri ve insüline daha duyarlıydı olduğu gözlendi. Bu da obezite ve kalp problemleri riskini azaltmakta.

Dr Nicola Bondonno: “Bu bulgular, bütün meyvelerin tüketimini içeren sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzının diyabet riskini azaltmak için harika bir strateji olduğunu gösteriyor.”

Meyvenin düşük kalorili ve “lif, vitamin, mineral ve fitokimyasallar açısından zengin” olması da dahil olmak üzere diyabet riskini düşürmesinin birçok nedeni olduğunu söyledi.

Perth’deki Edith Cowan Üniversitesi’nden araştırmacılar şunları ekledi: “Meyve aşırı yağları önleyerek veya yöneterek tip 2 diyabet riskini dolaylı olarak etkileyebilir.” Birleşik Krallık’taki yetişkinlerin sadece yüzde 28’i günde önerilen beş porsiyon meyve ve sebzeyi yiyor.

Kadınların erkeklere göre bunu yapma olasılığı daha yüksektir. Çalışma, Britanya’nın diyabet salgınını yenmeye yardımcı olmak için abur cubur üzerinde daha sert bir kısıtlama ve sağlıklı beslenmenin teşvik edilmesi çağrılarına katkıda bulunacak.

Birleşik Krallık’ta yaklaşık 4,8 milyon insan diyabet hastası, bunların yüzde 90’ı tip 2’ye sahip ve diyabet seviyeleri artan obezite nedeniyle son 25 yılda üç katına çıktı.

İngiltere Diyabet Derneği’nden Eddie Johnston araştırma hakkında şunları söyledi: “Bu, düzenli olarak bütün meyve yemenin daha düşük tip 2 diyabet geliştirme riski ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, daha fazla meyve yiyenlerin genel olarak daha sağlıklı yaşam tarzlarına sahip olduklarını belirtmekte fayda var. Herkesi kendileri için işe yarayan sağlıklı ve dengeli beslenmeye teşvik ediyoruz.”

Araştırma Klinik Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisinde yayınlandı.

The post Günde iki elma yemek sizi doktordan uzak tutar first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/gunde-iki-elma-yemek-sizi-doktordan-uzak-tutar/feed/ 0
Korona aşısını her yıl yapacak mıyız https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisini-her-yil-yapacak-miyiz/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=korona-asisini-her-yil-yapacak-miyiz https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisini-her-yil-yapacak-miyiz/#respond Thu, 03 Jun 2021 20:40:08 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=168988 Bilim adamları, dünyanın önde gelen COVID-19 aşılarının, sık sık tekrarlayan aşılara olan ihtiyacı azaltabilecek kalıcı koruma sağladığına dair ipuçları buldular, ancak daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu ve virüs mutasyonlarının hala bir tehdit olduğu konusunda uyarıyorlar. Kritik çalışmalar devam ediyor ve Pfizer ve Moderna tarafından yapılan mRNA aşılarından gelen bağışıklığın yalnızca zamanla azalan antikorlara bağlı olmadığına […]

The post Korona aşısını her yıl yapacak mıyız first appeared on iş.net.

]]>
Bilim adamları, dünyanın önde gelen COVID-19 aşılarının, sık sık tekrarlayan aşılara olan ihtiyacı azaltabilecek kalıcı koruma sağladığına dair ipuçları buldular, ancak daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu ve virüs mutasyonlarının hala bir tehdit olduğu konusunda uyarıyorlar.

Kritik çalışmalar devam ediyor ve Pfizer ve Moderna tarafından yapılan mRNA aşılarından gelen bağışıklığın yalnızca zamanla azalan antikorlara bağlı olmadığına dair kanıtlar artıyor. 

Pfizer ve Moderna, insanların grip aşılarında olduğu gibi yıllık aşılara ihtiyaç duyabileceğini tahmin ederek soruları hızlandırdı ve şirketler bu sonbaharda bazı adayları hazırlamak için çalışıyor. Ancak güçlendiricilerin ne zaman kullanılacağına şirketler karar vermeyecek. Bu, her ülkedeki sağlık yetkililerine bağlı olacaktır.

Diğer uzmanlar, güçlendiricilere yalnızca birkaç yılda bir ihtiyaç duyulabileceğini söylüyor. Philadelphia Çocuk Hastanesi’nde Gıda ve İlaç İdaresi’ne tavsiyede bulunan bir aşı uzmanı olan Paul Offit, “Gerçekten yıllık bir takviye aşısına ihtiyacımız olursa şaşırırdım” dedi.

Bu uzmanlar, bağışıklık sisteminin koronavirüsü hatırlama yollarına işaret ediyor, böylece orijinal antikorlar bir kez oluştuğunda, bir kişi tekrar maruz kaldığında vücudun savunması tekrar harekete geçebilir.

“Ben oldukça iyimserim. Güçlendiricilere olan ihtiyacı göz ardı etmem, ancak şimdiye kadarki bağışıklık tepkisi aslında oldukça etkileyici görünüyor, ”diyor Pennsylvania Üniversitesi immünolog John Wherry.

Aşılama veya doğal enfeksiyondan sonra oluşan antikorlar doğal olarak azalır, ancak bu seviyelerin mRNA aşılamasından sonra en az altı ila dokuz ay ve muhtemelen daha uzun süre güçlü kaldığına dair kanıtlar vardır. En azından şimdilik endişe verici virüs mutantlarına karşı da etkili görünüyorlar.

Bilim adamları, antikorların ek yardım olmadan koronavirüsü savuşturamayacağı seviye olan koruma korelasyonu olarak adlandırılan şeyi henüz bilmiyorlar.

ABD hükümetinin önde gelen bulaşıcı hastalık uzmanı Anthony Fauci, geçen hafta bir Senato alt komitesine aşı korumasının sonsuz olmayacağını söyledi.

Fauci, “Bir ara bir güçlendiriciye ihtiyacımız olacağını hayal ediyorum” dedi. “Şu anda anladığımız şey, bu aralığın ne olacağı.”

The post Korona aşısını her yıl yapacak mıyız first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisini-her-yil-yapacak-miyiz/feed/ 0
Korona aşısından önce veya sonra ağrı kesici alabilir miyim? https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisindan-once-veya-sonra-agri-kesici-alabilir-miyim/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=korona-asisindan-once-veya-sonra-agri-kesici-alabilir-miyim https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisindan-once-veya-sonra-agri-kesici-alabilir-miyim/#respond Fri, 28 May 2021 00:14:49 +0000 https://xn--i-1ma.net/?p=168894 Ağrı ve ateş, koronavirüs aşılamasının yaygın yan etkileridir. Ancak asetaminofen veya ibuprofen almak, aşının ne kadar iyi çalıştığını etkiler mi?
Yan etkiler, aşının bağışıklık sisteminize COVID-19'a neden olan koronavirüs SARS-CoV-2'yi nasıl tanıyacağını ve ona nasıl saldıracağını öğrettiğini gösteriyor.
Uzmanlar, aşıdan önce ağrı kesiciler almayın diyor.
Koronavirüs aşısı sizi COVID-19'dan korumaya yardımcı olur. Ayrıca, bazı COVID-19 hastalarının veya "COVID-19 uzun nakliyecilerin" yaşadığı uzun süreli sağlık sorunlarına sahip olmanızı da önleyebilir.

The post Korona aşısından önce veya sonra ağrı kesici alabilir miyim? first appeared on iş.net.

]]>
Ağrı ve ateş, koronavirüs aşılamasının yaygın yan etkileridir. Ancak asetaminofen veya ibuprofen almak, aşının ne kadar iyi çalıştığını etkiler mi?

Yan etkiler, aşının bağışıklık sisteminize COVID-19’a neden olan koronavirüs SARS-CoV-2’yi nasıl tanıyacağını ve ona nasıl saldıracağını öğrettiğini gösteriyor.

Uzmanlar, aşıdan önce ağrı kesiciler almayın diyor.

Koronavirüs aşısı sizi COVID-19’dan korumaya yardımcı olur. Ayrıca, bazı COVID-19 hastalarının veya “COVID-19 uzun nakliyecilerin” yaşadığı uzun süreli sağlık sorunlarına sahip olmanızı da önleyebilir.

Tüm aşılarda olduğu gibi, enjeksiyon yerinde ağrı veya şişme, ateş, titreme, yorgunluk veya baş ağrısı gibi bazı yan etkilere sahip olabilirsiniz.

Rutgers New Jersey Tıp Fakültesi’nde bir bulaşıcı hastalık doktoru ve yardımcı doçent olan Dr. David J. Cennimo, bunların “aşıya karşı uygun bir tanıma ve bağışıklık tepkisinin işaretleri” olduğunu söyledi.

Yan etkiler, aşının bağışıklık sisteminize COVID-19’a neden olan koronavirüs SARS-CoV-2’yi nasıl tanıyacağını ve ona nasıl saldıracağını öğrettiğini gösteriyor.

Aşının bazı yan etkileri COVID-19’un semptomlarına benzer olsa da, koronavirüs aşıları size COVID-19 vermez. Aşılar da sizi bulaşıcı yapmaz.

Çoğu insan için aşının yan etkileri hafif veya orta derecelidir ve yalnızca bir veya iki gün sürer. Bununla birlikte, bazı insanlar için yan etkiler onlara grip olmuş gibi hissettirir veya günlük aktivitelerini gerçekleştirme becerilerini etkiler.

Birkaç günlük grip benzeri rahatsızlık ile karşı karşıya kalan birçok kişi – doktorlar dahil – ateş ve ağrılarını hafifletmek için ibuprofen (Advil, Motrin) veya asetaminofen (Tylenol) gibi reçetesiz satılan ilaçlara ulaşacak.

Ancak bu ilaçlar aşının yan etkilerini azaltırsa, bağışıklık sisteminin aşılamaya karşı olumlu tepkisini de bastırma ihtimali var mıdır? Ağrılar ve ateş, koronavirüs aşılamasının yaygın yan etkileridir. Ancak asetaminofen veya ibuprofen almak, aşının ne kadar iyi çalıştığını etkiler mi?

Yan etkiler, aşının bağışıklık sisteminize COVID-19’a neden olan koronavirüs SARS-CoV-2’yi nasıl tanıyacağını ve ona nasıl saldıracağını öğrettiğini gösteriyor.

Koronavirüs aşısı sizi COVID-19’dan korumaya yardımcı olur. Ayrıca, bazı COVID-19 hastalarının veya “COVID-19 uzun nakliyecilerin” yaşadığı uzun süreli sağlık sorunlarına sahip olmanızı da önleyebilir.

Tüm aşılarda olduğu gibi, enjeksiyon yerinde ağrı veya şişme, ateş, titreme, yorgunluk veya baş ağrısı gibi bazı yan etkilere sahip olabilirsiniz.

Ancak bu ilaçlar aşının yan etkilerini azaltırsa, bağışıklık sisteminin aşılamaya karşı olumlu tepkisini de düşürme ihtimali var mı?

Ağrı kesiciler ve COVID-19 aşısı hakkında çok az veri bulunmakta

Asetaminofen veya ibuprofen’in koronavirüs aşısının ne kadar iyi çalıştığına müdahale edip edemeyeceğine özel olarak bakmak için hiçbir araştırma yapılmadı.

Ancak Cennimo, daha önceki bazı araştırmaların, bazı ilaçların aşılara karşı bağışıklık tepkisini etkileyebileceğini öne sürdüğünü söyledi.

Cennimo, “Aşı literatüründe, COVID-19’dan uzun süre önce gelen ve neredeyse tamamı çocuklarda [yapılan] veriler var, asetaminofen veya ibuprofen gibi [ateş düşürücü ilaçlar] ile premedikasyonun ilk aşı dozuna karşı antikor yanıtını azalttığı,” söyledi.

Ebeveynler bazen bu rahatsızlığı gidermek için aşı enjeksiyonlarından önce çocuklarına ağrı kesici verirlerdi. Cennimo, bu ilaçların aşılara nasıl müdahale ettiğinin bilinmediğini, ancak ilaçların ateş ve ağrı olarak ortaya çıkan iltihaplı yanıtı azaltabileceğini söyledi.

Daha az iltihaplanma ile aşıya karşı daha düşük bir bağışıklık tepkisi olabileceğini söyledi.

Daha yakın zamanlarda, Journal of Virology’de bu ay yayınlanan bir çalışma, ibuprofen içeren nonsteroid antiinflamatuar ilaçların (NSAID’ler), antikor üretimini ve SARS-CoV-2’ye karşı bağışıklık tepkisinin diğer yönlerini azalttığını buldu.

Antikorlar, bağışıklık sistemi tarafından SARS-CoV-2 gibi virüslerle savaşmak için yapılan proteinlerdir. COVID-19 aşıları, vücudu hastalığa neden olmadan koronavirüsü spesifik olarak hedefleyen antikorlar üretmesi için uyarır.

Bu çalışmanın yazarları, bunun NSAID’lerin koronavirüs aşılamasına karşı bağışıklık tepkisini de etkileyebileceği olasılığını artırdığını söyledi. Ancak kesin olarak bilinmesi için ek çalışmalara ihtiyaç olacaktır.

Laboratuvardaki bazı önceki araştırmalar, ateşi düşüren ağrı kesici ilaçların aşılamaya karşı antikor yanıtını köreltebileceğini öne sürüyor, ancak bunun gerçek dünyada ne anlama geldiği net değil.

Elbette daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Ancak daha önce yapılmış olan COVID-19 aşısı çalışmaları, gerekirse enjeksiyondan sonra bir ağrı kesici almanın bu kadar büyük bir soruna neden olmayabileceğini düşündürmektedir.

The post Korona aşısından önce veya sonra ağrı kesici alabilir miyim? first appeared on iş.net.

]]>
https://xn--i-1ma.net/genel/saglik/korona-asisindan-once-veya-sonra-agri-kesici-alabilir-miyim/feed/ 0